10 Aralık 2016

Kahve Tutkunlarına Özel : Kervansaray

 

Kahve tutkunları bilirler, ben maalesef çok geç keşfettim.
Asil bir çay tiryakisi olarak çay demlemede harman kullanmayı bilirdim lakin kahvede de harman varmış, hem de taaaaa.... Osmanlı'dan bu yana.
Ben bir tek halis mulis Türk kahvesi bilirdim. Ne kadar da cahilmişim...


Bu bir dibek kahvesi karışımı. Tıpkı Türk kahvesi gibi pişiriliyor ancak minnacık Türk kahvesi fincanı bana yetmediğinden ben büyük fincan ile ancak doyuyorum.



Her yerde bulunmasa da gördüğünüz yerde kaçırmamanız gereken lezzet bu.
İsmi Yaptat Kervansaray Kahvesi. Adıyaman kahvesi olarak da biliniyor.
İçerisinde; Kurukahve, Sahlep, Çikolata, Damla Sakızı, Keçiboynuzu, Menengiç Kahvesi ve Krema var. Bunların hepsi toz halinde bir harman olarak bir araya getirilmiş ve ortaya müthiş kıvamlı, yağ gibi kayan giden bir kahve lezzeti çıkmış. Süper bir ikramlık.


Karışımda kullanılan ürünleri değiştirmek de mümkün elbette. Zaten bu paketi aldığım yerde gördüğüm kadarıyla farklı karışım olarak satılan başka paketler de vardı. Örneğin bir kafede içtiğim buna benzer bir kahvenin içerisinde Irish Cream de vardı. Onların kullandığı paket bu muydu bilmiyorum ama bunun içerisinde Irish Cream de olsa süper olurdu demedim değil.


Paketin içerisinden ölçü kaşığı da çıkıyor. Bu, Türk kahvesi fincanı için tavsiye edilen ölçü. O yüzden daha büyük fincan için daha fazla kahve koymanızı tavsiye ederim. İsterseniz şeker de ekleyebilirsiniz ama bence sade daha güzel.

"Sen nereden aldın, nereden bulabiliriz, merak ettik" derseniz ben Ankara'daki sosyete pazarlarında gördüğüm bir tezgahtan 12,5 liraya aldım. Bazı kuruyemiş büfelerinde de görenler olmuş diyorlar. 

Eşsiz bir lezzet, starbakstan :) sıkılanlara öneririm, deneyin.

2 Kasım 2016

Zamansız Isı Kaynağı: Polar Giyim


Sizin oralarda havalar nasıl bilmiyorum ama Ankara sağolsun geceleri ayaza kesti. Akşamları evde ya da dışarıda üşümemek için birtakım ısı kaynağı giyim parçalarına başvuruyoruz haliyle. En sevdiklerimden biri de yumuş yumuş, sıcak sıcak polar giyim parçaları.


Geçen yıldan beri ben de pijama, sabahlık, eşofman takım, hırka gibi çok çesidi olan polar giyim ürünlerine takılmış durumdayım. Evde "peluş naber?" diye dalga geçenler var ama ısı yalıtımı bu kadar iyi olmasaymış ben ne yapayım? 


Aslında polar dediğimiz zımbırtı, petrol türevi doğal olmayan bir malzeme olan polyesterden üretiliyor. Bu yüzden size içinden sağlık fışkırdığını söyleyemeyeceğim. Ama malesef doğal malzemeden üretilenler de bu kadar ısıtmıyor napalım? 


Geçmişte ev giyiminde moda olan tulum pijamalara ilişkin bir post hazırlamıştım. O tulumlar çok sevildi, soruldu. Birçoğu da polar tulumlardı şimdi aklıma geldi. Ona da bakmak isterseniz buraya buyurun.



Poların çok fazla giyim ürününde kullanım alanı var. Beresinden eldivenine kadar, termal içliklerden ev botu dediğimiz yeni model terliklere kadar. Lakin ben en çok fermuarlı ve kapüşonlu hırka şeklinde olanları seviyor ve kullanıyorum. 




Bir de polar battaniyeler var tabi. Hava soğuduğu zaman o battaniyeye sarınıp bir yandan kahve içip bir yandan gün batana kadar kitap okuma fantazisini de konu ile alakalı bulup buraya yapıştırmazsam olmaz. 


Sevgiler,

Not: Biraz tuzlu ama Oysho bu işi biliyor arkadaş :)

12 Ağustos 2016

Spor Giyim Alışverişi: Dikkat Edilmesi Gerekenler



Herkese uzun bir aradan sonra tekrar merhaba :) 
Sanırım günlük hayatı içerisinde amatörce herhangi bir sportif faaliyet ile ilgilenmeyen metropol insanı kalmamıştır. Kimi evde yoga, pilates vs takılıyordur, kimi havuza, fittness salonuna gidiyordur... İlla ki hepimiz monoton hayatımıza biraz hareket biraz da sağlık katmaya çalışıyoruz... ya da kilo kaybetmeye :) 

Ben bugün spor için (benim için şu an fittness bu) giyim alışverişi yaparken kişisel olarak nelere takıldım, nelere dikkat ettim onu paylaşayım dedim. Tabi ki uzman değilim sadece kişisel fikirlerimi aktarmak istedim :)

1- Tişört / üst giyim


Pamuk, keten gibi doğal malzemelerden üretilmemiş olan yani sentetik tişörtleri/ üstleri normalde giyemiyorum. Hem rahatsız ediyor hem koku yapıyor hem de sağlıksız.
 (Bununla ilgili daha önce çok tartışmalı bir yazı da paylaşmıştım aslında bakmak isterseniz burada)

Ancak spor yaparken pamuklu kumaşlar çok iyi bir fikir değil. Sorun şu ki terlediğinizde, evet teri emiyor ama üzerinizde bir türlü kurumuyor. Kurumadığı için de vücudu soğutmaya, üşütmeye başlıyor. Bu da hastalığa davetiye oluyor maalesef. 

O yüzden spor için özel üretilmiş, ter tutmayan veya çabuk kuruyan sentetik kumaşları tercih etmek gerekiyor kanımca. Ancak bunların sağlıklı olmadığı, bakteri üretmek konusunda da epey başarılı oldukları söyleniyor :) Bu durumda bence yapılması gereken spor sonrası derhal o tişörtü çıkarmak ve uzun süre vücutla temas halinde tutmamak.


 2- Tayt / alt giyim


Ben spor yaparken tayt tercih ediyorum. En rahat ettiğim giyim genelde bu çünkü. Tayt seçerken epey zorlandım, kaç kere ürün değiştirmek zorunda kaldım. O yüzden nelere dikkat etmeliyim iyice öğrendim :)

İlk olarak bir beden küçük olmalı ya da oldukça dar olmalı alacağınız ürün. En çok buna dikkat edin derim, çünkü bacakları ve kalçaları sıkı tutan bir tayt spor esnasında daha güvende ve formda hissettiriyor. Kısaca oranız buranız sallanmıyor :) diyeyim siz anlayın beni :)



Yine alt giyim ürününün de ter tutmayan bir malzeme olması önemli. Ayrıca, yeterince elastik olması hareketleri kısıtlamaması için de çok önemli (içerisindeki lycra oranının yüksek olmalı).

Bir önemli detay da esnediğinde kumaşın incelmemesi. Yani dokuma sıklığı önemli bence. Zira mat üzerindeki egzersizlerde özellikle kumaşın şeffaflaşması görünürlüğü kolaylaştırıyor :) O yüzden sıradan penye taytlar bu açıdan iyi bir fikir değil.

Ve tabi ki dikişlerinin sağlam olması çok önemli. Bence alırken özellikle ağ kısmındaki dikişlere de iyice bakın, sıradan düz dikişler olmasın. Bir de her ne kadar süper seksi görünse de fileli, dantelli ürünleri tercih etmemek lazım. Tüm ürünün aynı kumaştan olması gerek çünkü farklı parça kumaşlar aynı esnekliğe sahip olmadığından zorladığınızda oradan buradan patlayabilir (tecrübeyle sabittir :)


3- Sporcu sutyeni


Günlük kullandığımız sutyenler maalesef spor yaparken uygun değil. Sentetik malzemeden yapılmış bir sporcu sutyeni edinmek şart. Yine ilk dikkat etmeniz gereken bedeninin dar olması bence. Çünkü en kalitelisi bile terden ıslandığında sarkıyor (mayo gibi düşünün, suyu görünce esnediği için bir beden küçük alınır). Sıkı olması da çok önemli zira yine istem dışı devinimler ve salınımlar burada da geçerli :)


Ben bir de iç kısmında çıkarılabilir sünger olmamasına dikkat etmenizi tavsiye ederim. Çıkarılabilir süngerler belki yıkama açısından daha mantıklı gibi görünebilir ama sağa sola kayması gibi bir ihtimal de var. Kendinden kalıplı olanları tercih etmek mantıklı olacaktır. Eğer kendinden kalıplı olanlardan almayacaksanız da ön kısmındaki kumaşın tek kat olmamasına dikkat edin, görsel anlamda sıkıntı yaratabilir :) mazallah ucu filan... :):)

4 - Ayakkabı

Ayakkabı alışverişi aslında en kolay olanı sadece en çok parayı buraya gömüyoruz.
Her spor dalı için özel üretilmiş spor ayakkabılar mevcut. Sadece tabanının neredeyse ikiye katlanacak kadar esnek olmasına ve yine ayağınızın içinde hareket etmeyecek kadar sıkı/dar olmasına dikkat etmek yeterli. Bir de hava almalı o kadar.


Benim tercihim resimdeki Nike - Pegasus modeli.

5- Aksesuar



Aksesuar başlığı altında saç bandı, havlu, matara, şapka, spor çanta vs sayılabilir. 
Bu kısım tamamen kişisel tercihe bağlı. Ben hamamdaymışcasına boynumda havluyla dolaşmak istemediğim için tenisçilerin kullandığı havlu bilekliklerden edindim. Yüz ve boyundan akan teri silmek için bunu kullanıyorum. Havluyu oraya buraya asmak çok hijyenik gelmiyor bana.

Matara da kullanmıyorum, spor günü pet şişe ile su alıyorum. Özellikle plastik ise tekrar tekrar matara kullanmak bana doğru gelmiyor. Cam veya metal olabilir ama plastik matara ı.. ıh...

Benim tecrübelerimden edindiklerim şimdilik bu kadar, yanıldığım noktalar var mı ya da siz neler öneriyorsunuz? 

Sevgiler,




20 Nisan 2016

Doğa dostu gezici kahveci OZO


16-17 Nisan'da Ankara Cer Modern'de kahve festivali vardı : "Sıfıraltı Kahve Günleri"

Kahveye tutkun olanlar için muhteşem bir ortamdı elbette, ancak beni bu organizasyonda en çok şaşırtan ve mutlu eden gezici kahveci "Ozo" oldu.


Bir minibüsün içerisini kahve dükkanı gibi düzenlemişler ve mobil bir kahve dükkanı olarak şehir merkezleri, festivaller, fuarlar ve konserleri yani her türlü açık hava etkinliklerini gezerek satış yapıyorlar. Sıradan bir kahveciden farklı olarak beni asıl etkileyen farklılıkları, mobil bir kahve dükkanı olmaları değildi. Asıl farkları kahveden çıkan organik atıkları (kahve posası vs) özel bir şekilde öğütüp toprağa karıştırmaları ve bunu gübre olarak kullanmaları.


Cidden de evde mutfaktan çıkan her türlü organik atığın aslında gübre olduğunu yani doğaya geri dönmesi gerektiğini eminim siz de en az bir kez düşünmüşsünüzdür. Bu arkadaşlar kahvenin atığını gübre olarak kullanmakla kalmayıp gittikleri yerlere bir de ağaç dikiyorlar. 

Kahve günlerinde de alışveriş yapan herkese birer fide verdiler; patlıcan, biber, domats, değişik çiçek fideleri .....
Ben toprağından kahve kokusu gelen bir biber fidesi aldım. 
Alanda dolaşırken gören herkes elimdekinin ne olduğunu sordu. 
(çoğu kahve bitkisi olduğunu sandı tabi ki :)
Soran herkese de minibüslerini işaret ettim. Neden fide dağıttıklarını ve ne yaptıklarını anlatınca insanların gözlerindeki parlamayı görmeliydiniz :) Herkes çok şaşırdı ve sevindi, benim gibi...

Cidden bu süper fikirleri için kendilerini bir de buradan kutluyorum. (Bilmem okurlar mı)
Yolda bir yerlerde ya da herhangi bir konserde, festivalde görürseniz muhakkak uğrayın derim.

ziyaret etmek isterseniz web siteleri:

aynı isimle sosyal medyada da varlar

böyle doğa dostu fikirlere ne kadar açız değil mi?
Yaşasın ağaç dikmek !!

24 Mart 2016

İskandinav Dekorasyon : "oh my deer"


Dekorasyon ve iç mimaride İskandinav tarzı nedir diye şöyle bir kurcaladım, karşıma üç şey çıktı: siyah - beyaz ve tahta !
Yani; üç kelime; sadelik, aydınlık ve doğa. 
Bir başka ifadeyle; o çok sevdiğimiz İkea'nın dejenere olmamış hali :) :)



İnternette bu tarz ile ilgili çok fazla bilgi ve görsel var, bakabilirsiniz. Ama ben bugün her yerde karşıma çıktığı için merak ettiğim bir temadan/simgeden bahsedeceğim.
"geyik"



 Taa.. mitolojinden beri bin bir türlü anlam yüklenmiş geyiğe de. Ama en çok ortaçağ kaleleri, şatoları geliyor benim aklıma. Şovalyelerin toplantı salonları falan :) Bir de Amerikan filmlerindeki zenginlerin çiftlik evlerinin duvarları :) Ortaçağ'da sanırım insanların avcılık yeteneğinin ve doğadaki en üstün varlıklar olduklarının kanıtı olarak duvarlara asılmış. Sonra filmlerde de kırsal çiftlik evlerinde gücün, gösterişin, ihtişamın, zenginliğin hatta bence görmemişliğin :) bir simgesi olarak evlerin duvarlarını süslemiş.


Ortaçağı ve Hollywood'u geçelim, modern dekorasyondaki "geyik" simgesine gelelim. En çok İskandinav tarzı tasarımlarda görüyoruz dekora iliştirilmiş bir geyik simgesini. Bazen tahta veya başka malzemelerden yapılmış duvara monte geyik büstleri, bazen minik obje ve biblolar, bazen tektsil ürünlerinde kullanılıyor.  Bugün bir de Noel'in simgesi tabi ki bildiğiniz gibi.




En çok da geyik illüstrasyonu olan pano ve posterler gözüme ilişti açıkcası. 




Anlamı ne diye baktığımda, boynuzlarının heybetinden dolayı gücü simgelediği yazılmış hep. Bir de geyiklerin (ve hatta ceylanların) güzel gözleri ve bakışları yüzünden masumiyeti ve barışı simgeliyormuş. Çok anlamlı.



Evde veya başka iç mekanlarda dekorasyonda kullanmak için daha anlamlı bir simge seçilemezdi herhalde. Bir de ne olduğunu anlayamadığım "ananas" illüstrasyonları var her yerde :) o da ayrı bir post konusu olsun bari :)

Bu da bonus:


Sevgiler,


23 Mart 2016

Bir Başka Roma Hikayesi


Bir gezi planlıyorsak, hepimiz internet sitelerinden ya da gezi bloglarından bilgi almaya çalışıyoruz. Genelde aynı tavsiyeleri hepsi yazmış oluyor. Birkaç tanesini okuyarak genel bir kanı elde etmiş olursunuz elbet. Ben biraz farklı bir şey yapacağım; diğer bloglarda okumadıklarınızı, küçük ayrıntıları, kendi tecrübelerimi kısaca yazayım istedim. O halde başlayalım mı?


Öncelikle yemekler. İtalya mutfağı ile ünlü tabi ki ve gitmeden evvel epey heyecanlanmıştım. Lakin maalesef memnun olduğumu söyleyemeyeceğim. Öyle lüks restoranlara gitmedik, sokak ya da cadde üzeri sıradan turistik restoranlarda yedik. Ne makarna ne de pizza için öyle şahane mahane değildi bana göre. Makarna konusunda naçizane tavsiyem ravioli ya da tortellini gibi yaş hamurdan yapılanları seçin, zira diğer kuru makarnaların hamuru marketten alıp evde yaptıklarımız ile aynı lezzette. Birkaç çeşit pizza, makarna ve etli yemek tatma fırsatım oldu, resimdeki ravioliden daha güzel bir şey yemedim.


Tatlılar da keza öyle süper değildi (yemek konusu benim için tam bir hayal kırıklığı oldu). Cannoli'yi memleketinde yiyeceğim için çok heyecanlıydım ama pek beğenmedim. Tüm bloglarda tavsiye olarak adı geçen meşhur Pompi'deki tramisu hariç yediğim hiçbir tatlı beni tatmin etmedi. Tatma fırsatı bulduğum tüm tatlılar ya buz  ya da beze çıktı.


Vatikan müzelerine muhakkak gidin derim. Müzedeki galerilerden biri Papa'nın geçmişten beri kullandığı at arabaları/otomobillerin sergilendiği bir yer. Oradaki ekranda dönen mini belgeselde Mehmet Ali Ağca'yı görürseniz şaşırmayın :)  


Türk olduğunuzu da belli etmeyin zira hristiyan turistler epey hüzünleniyorlar.


Aydınlanmanın başladığı ülke de olsa, edep yerleri her yerde ayıp :) Vatikan'da birçok sanat eseri heykelin edep yerlerine sonradan incir yaprağı tutturulmuş, komik.


Via del Corso caddesinde bu amcayı görürseniz, para atın ama konsantresini bozmaya çalışmayın. 


Ben çok denedim, hiçbir şekilde tepki vermiyor :)


Aşk çeşmesine euro atmayın, bozuk lira götürün onu atın bence. Bir de dilek dilerken avuçla para atan turistler görürseniz, onların bonkörlüğünden olumsuz etkilenmeyin :) Euro lazım, 4 euroya tramisu yersiniz, ne gerek var.


Hiç lüks görünmese de girdiğiniz her kafede asla menüyü görmeden sipariş vermeyin. Bizim gibi "abi buraya iki çay" diyip, sonra özel potlarda berbat tadı olan Darjeeling çayını içer, 9'ardan 18 euro verip kalkarsınız. İçime öküz oturdu yeminle :o


Roma'ya vardınız, tüm gün gezdiniz, akşam otele dönüyorsunuz, markete uğradınız, su alacaksınız, yüz bin çeşit marka var, hangisini alacaksınız? Tabiki Toscana :) Hiçbirinin tadı bu markanınki kadar iyi değildi. Şöyle söyleyeyim; Erikli'ye en yakın tat bu suda, bu da benden size kıyak olsun. 


Bir de bunlar var. En turistik noktalara konulmuş postmodern çeşmeler :) Kioskun öbür tarafında da şarj ünitesi var, o da ücretsiz. 1 litrelik şişe gezdirmeye üşenmezseniz, otel suyunuzu buradan ya da tarihi çeşmelerden filan doldurun. Tadı kötü ama benden söylemesi.



Tuhaf ama metroda ve bazı yollarda trafik sağdan değil, soldan akıyor. Üst resimdeki mesela metro durağı. Normalde perona gideriz ve beklemeye başlarız. Sonra tren soldan gelir, bineriz sağa devam eder. Burada tam tersi, sağdan gelip sola gidiyor. Bilmiyorum ama bana tuhaf geldi. Mesela resimde şu an metro karşı peronda ve soldan geldi. 


Trafik de aynı şekilde, bu resim de Tevere nehri üzerindeki köprülerden biri. Görüyorsunuz trafik soldan. Muhakkak makul bir açıklaması vardır ama ben garipsedim. 


Gezdiğiniz bütün tarihi ve turistik yerlerde tavana bakacaksınız buna hazır olun. Çünkü duvarlar gibi tavanlar da çok güzel. Özellikle Vatikan'daki bazilika ve müzelerindeki galeriler tavan süslemeleri ile tıklım tıklım dolu. Her yerde ayrı bir eser.Ama bu arada ağız havada gezerken yere bakmayı da unutmayın derim, yerde de çok güzel manzaralar var zira :)


Ben bu gezimde tuvalet meselesine epey takıldım. Sıradan kafe ve restoranların tuvaletlerinde klozet kapağı yok! Bildiğin yok yani. Bayanlara gitmeden evvel ayakta şey etme (!) egzersizleri yapmasını tavsiye ederim, zira ben bildiğin öğrendim.



İkinci konu bide! Bu meretin nasıl kullanıldığını bilmiyorsanız üzülmeyin, çünkü zaten çok kullanışsız. Taharet musluğu diye bir icat varken bu saçmalığa nereden bulaşmış bu İtalyanlar ben de anlayamadım. Klozetten kalkıp zıplaya zıplaya bideye gitmek ... çok komik.... :):)



Bir de bunlar var, üçü bir arada lavabolar. İşte bunlar çok kullanışlı, solda el kurutma ortada su ve sağda sabun yeri mevcut. Hiçbir şeye dokunmadan üç işlemi aynı anda halledebiliyorsunuz. Bu arada burası havaalanı :)



Her yerde sıra beklemeye hazır olun. Bu resim Santa Maria in Cosmedin bazilikası. Burada bulunan meşhur Bocca della Verita ile fotoğraf çektirme sırasını görüyorsunuz.  Mevsim itibariyle düşününce inanın bu sıra az bile. Zaten birçok standart Roma turunda pakete dahil bile değil. Çekik gözlü kardeşlerimiz bir de biz vardık o gün.




Fakat kendilerini takdir ettim, güzel bir uygulama yapmışlar. Bitmeyen sıraları engellemek için, tek fotoğraf çekip geçiyorsunuz. Hatta onun için de bir görevli koymuşlar, görevliye makinanızı/telefonunuzu kamerası açık halde veriyorsunuz, çat çat çat ... hızlı bir şekilde 10-15 tane fotoğrafınızı çekip elinize veriyor. Sonra sıradaki geliyor, sonra sıradaki... böyle hızlı hızlı devam ediyor. Sıra beklemeyi saymazsak her şey 5 saniye :)




 Bunlar da turistlerin pislikleri. Üşenmedim çektim. Zaten biz oradayken Roma'da fare alarmı verildi. Şehri fareler bastı (bir tanesini bizzat gördük). Sen tut sokak kedilerini kısırlaştır ondan sonra gelsin fareler.... ciddi ciddi o kadar sokak arşınladık sadece 1 tane kedi gördük. Bu yüzden özellikle gece farelere dikkat edin derim.



Metro çok pratik olmasa da otobüsler bence gayet başarılı. Her durakta o durağa gelen otobüslerin numaralarının ve uğradığı tüm durakların isimlerinin yazılı olduğu listeler var. Bulunduğunuz yeri de görebiliyor, gitmek istediğiniz yere hangi otobüsün gittiğini tabeladan öğrenebiliyorsunuz. Üstelik yanındaki bir ekranda da otobüslerin kaç dakika sonra o durağa varacağını gösteriyor. Bu yüzden otobüs kullanmak çok kolay. Biz ilk gün hariç bir daha metroya binmedik, çünkü metro,  KPSS çıkışı bizim beşevler metrosu gibi oluyordu. (Ankaralılara selam  :)


Bu da bonus,

Vatikan'da Sistine Şapelinde gidince görürsünüz orijinalini. 
Size şimdiden az acılı bel kopmaları, az ağrılı ayak patlamaları dilerim.
Roma yürü yürü gez gez bitmez, doyulmaz bir şehir.
Sevgiler...

Diğer hikayeler için:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...